Hindistan’ın kırsal kesimlerinde ortaya çıkan ve hızla yüz binlerce kadını bir araya getiren Gulabi Gang, yalnızca bir protesto hareketi değil, aynı zamanda kadınların içinde bulundukları toplumlarda adalet arayışının bir biçimidir. Pembe sariler içinde bambu sopalarla dolaşan bu kadınlar, kadınlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve yoksullukla savaşan güçlü bir topluluk oluşturdular. Onların hikâyesi, sadece Hindistan’da değil, dünya genelinde kadın gücü ve dayanışmasının ilham verici bir örneğidir. Gelin, Gulabi Gang hakkında biraz daha derinlemesine bakalım.
Gulabi Gang’ın hikâyesi, şiddet mağduru kadınların birleşmesiyle başladı. Bir gün, komşusunun darp edildiğini gören bir kadın, olaya müdahale etmek isterken kendisi de şiddete maruz kaldı.
Sampat Pal Devi, olaya müdahale ederken kendisi de şiddet gördü. Ertesi gün, yanında beş kadını alarak geri döndü ve karısını döven kişiyi sopalarla kovaladı.
O an belki de kimse bu kadının küçük bir eyleminin bir hareket yaratacağını tahmin edememişti. Ancak bu cesur adım hızla yayıldı; bölgedeki diğer kadınlar benzer adaletsizliklerle karşılaştıklarında Sampat Pal’den yardım talep ettiler. Böylece, 2006 yılında Gulabi Gang resmen kurulmuş oldu.
Gulabi Gang, adını üyesi kadınların giydiği pembe sarilerden alıyor.

“Gulabi” Hintçe gül pembesi anlamına gelir. Bu renk bilinçli olarak seçilmiş; çünkü kırsal kuzey Hindistan’ın muhafazakâr köylerinde pembe, alışılmışın dışında ve dikkat çekici bir renktir. Sadece kıyafetleriyle bile fark yaratan bu kadınlar, sarilerinin rengiyle hem kadınsılığı hem de direnişi temsil etmeyi amaçladılar.
Hindistan’ın Bundelkhand bölgesinde ve diğer kırsal alanlarda, kadınlar yıllardır ev içi şiddet, kast ayrımcılığı, çocuk evlilikleri ve ekonomik yoksulluk gibi pek çok sorunla mücadele etti.

Resmi yetkililer ya bu şikâyetlere yanıtsız kalıyor ya da durumu istismar eden güç sahipleri tarafından engelleniyordu. Gulabi Gang üyeleri için bu durumda beklemek bir seçenek değildi; kendi adaletlerini yaratmak zorunda kaldılar. Bu nedenle bu kadınlar, susmanın ötesine geçerek toplumsal düzeni sorgulayan ve aktif müdahil olan bir kolektif güç haline geldiler. Bu güç, yalnızca sopaların sağladığı fiziksel güçten değil, aralarındaki dayanışma ve kardeşlik bağından da kaynaklanıyor.
Gulabi Gang üyeleri, gerektiğinde kullanabilmeleri için uzun bambu sopalarla eğitim alıyorlar.

Bu sopalar (“lathis”) sadece yasal sistemin göz ardı ettiği şiddet olaylarına karşı bir savunma aracı değil, aynı zamanda erkek egemen toplumda sesi duyurmaya çalışan kadınların sembolik bir direniş aracıdır. Sampat Pal’in bir röportajında belirttiği gibi: “Eğer bir erkek kadına şiddet uyguluyorsa ve gerekli adımlar atılmıyorsa, biz sopalarımızla onlara öyle bir karşılık veririz ki, bir daha başka bir kadına zarar verme cesaretleri olmasın.” Bu sözler, sadece bir slogan olmanın ötesine geçerek, hareketin temel felsefesini yansıtır.
İlginizi çekebilir:
Hindistan’da Görülmesi Gereken UNESCO Dünya Mirası Alanları
Gulabi Gang üyeleri yalnızca ev içi şiddetle mücadele etmekle kalmıyor; aynı zamanda çocuk evliliklerini önlemek, kadınların eğitimini desteklemek ve ekonomik bağımsızlıklarını teşvik etmek için de aktif çalışmalar yürütüyorlar.

Üyeler; eğitim fırsatlarını artırmak, kadınların gelir elde etmelerini sağlamak ve polisle ilgili adaletsizlikleri sorgulamak amacıyla protestolar düzenliyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, bir kadının tecavüzcüleri tarafından taciz edilmesi ve ardından polis tarafından haksız yere tutuklanması olayında, Gulabi Gang hızlıca bir araya gelerek polis karakolunun önünde toplanıp hem oradaki durumu protesto etti hem de tacizcilerin cezalandırılmasını talep etti. Bu tür olaylar, onların sadece fiziksel güçten ibaret olmadığını; ortak ses ve örgütlenme gücüyle sistemin görmezden geldiği adaletsizlikleri bir araya getirdiklerini gösteriyor.
Zamanla, Gulabi Gang bir sokak hareketinden öteye geçerek bazı üyeleri yerel yönetimlerde siyasi pozisyonlar elde etmeye başladı.

2010 yılında 21 kadın, panchayat (yerel yönetim) pozisyonlarına seçilerek temel hizmetler üzerindeki karar alma süreçlerine dahil oldular. Bu, hareketin yalnızca mücadele etmek değil, aynı zamanda sistemin içine girip onu dönüştürmek niyetinde olduğunu açıkça göstermektedir.
Gulabi Gang, hikâyesinin uluslararası medyada yer almasıyla büyük bir ilgi gördü. 2012’de bu hareketin gerçek öyküsünü ele alan bir belgesel filmi çekildi; bu film festival ödülleri kazandı ve kadın hakları mücadelesini global bir seyirciyle buluşturdu. Ardından, 2014’te Bollywood’da Gulaab Gang adlı dramatize bir film de yapıldı; bu filmde ünlü oyuncular Madhuri Dixit ve Juhi Chawla yer aldı.
Bu filmler ve belgeseller, Gulabi Gang’in yalnızca yerel değil, aynı zamanda küresel bir sembol haline gelmesine yardımcı oldu; kadınların kendi kaderlerini ellerine alma mücadelesi olarak evrensel bir hikâye sunuyor.
Ancak tüm dünyadaki hareketler gibi, bazı eleştiriler de mevcuttur. Bazı gözlemciler, Gulabi Gang’in fiziksel müdahalelerini tartışmalı buluyor ve şiddetin gerçekten bir çözüm olup olmadığını sorguluyorlar.

Bu tür bir yaklaşımın, daha köklü yapısal sorunları gizleyebileceği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Ancak bu eleştiriler bile, hareketin kökeninde yer alan kadınların sistematik olarak ihmal edilmesi ve çaresizlikleriyle bağlantılıdır. Bugün, Gulabi Gang yüz binlerce üyesiyle Hindistan’daki en etkili kadın örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hem fiziksel hem de yapısal adalet arayışındaki bu kadınlar, sokaklarda mücadele ederken eğitim, ekonomik bağımsızlık ve siyasi katılım gibi alanlarda da iz bırakıyorlar. Onların hikâyesi, kadınların kendi toplumlarını dönüştürme kapasitesine dair güçlü bir hatırlatma işlevi görüyor.
Kaynak: 1