Dünyanın en büyük yağmur ormanını harita üzerinden incelemek, adım adım kat etmekten çok daha farklı bir deneyimdir. Amazon Nehri boyunca yürümek birçok kişi için imkansız görünse de, İngiliz kaşif Ed Stafford bunu başardı. Yaklaşık 6.400 kilometreyi kapsayan ve iki yıl süren bu yürüyüşle Amazon Nehri’ni baştan sona yürüyen ilk kişi olarak tarihe geçti. İşte onun hikayesi…
Ed Stafford’un bu eşsiz yürüyüşü, 2 Nisan 2008’de Peru’nun Camana kentinde başladı
Harita üzerinde düz bir rota gibi görünen yol, gerçekte bataklıklar, yoğun orman örtüsü, geçit vermeyen nehir kolları ve insanın yön duygusunu kaybetmesine neden olan kesintisiz yeşilliklerden oluşuyordu. Stafford daha önce Amazon’u hiç görmemişti, bu da yolculuğu bir romantik maceradan öte, bilinmeze doğru atılan bir adım haline getiriyordu.
İlk aylar, bedenin bu yeni koşullara uyum sağlamasıyla geçti. Sürekli yağmur, hep ıslak kalan kıyafetler, sırt çantasının omuza yaptığı baskı ve geceleri uykusuz bırakan böcek sesleri, yolculuğun en yıpratıcı yanlarını oluşturuyordu. Stafford için aslında gerçek sınav, yolculuğun başındayken Amazon’un insanı yavaşça içine çekmesiyle başladı. Burada zaman ve mesafe algısı farklıydı.
Dördüncü ayda, Peru’daki orman işçisi Gadiel Cho Sanchez Rivera, Stafford’a katıldı

Başlangıçta planlanan destek oldukça sınırlıydı. Sanchez, Peru’nun Satipo kenti yakınlarındaki tehlikeli bir bölgeden beş gün süresince rehberlik edecekti. Ancak zamanla bu kısa süreli destek, güçlü bir yol arkadaşlığına dönüştü.
Sanchez, ormanın dilini anlayan, sesleri yorumlayabilen ve tehlikeyi önceden sezen bir rehberdi. İkili arasındaki ilişki, günler geçtikçe profesyonel bir işbirliğinden hayatta kalmaya dayalı ortaklığa evrildi. Sonuçta, Sanchez yolculuğun tamamında Stafford’ın yanında kalmaya karar verdi. Bu karar, seferin kaderini değiştiren önemli anlardan biriydi.
İlginizi çekebilir:
Amazon Ormanlarındaki Efsanevi Kaynayan Nehir Hakkında Bilmeniz Gerekenler
859 gün süren bu yürüyüş, Peru’dan başlayıp Kolombiya sınırlarına yaklaşarak Brezilya’da Maruda Plajı’nda sona erdi

Yol boyunca ikili, doğanın pek çok sert yüzüyle karşılaştı. Zehirli yılanlar, elektrikli yılan balıkları, anakondalar, sivrisinek sürüleri ve akrepler bu yolculuğun sıradan parçaları haline geldi.
Tüm bu tehlikelerin arasında, Atlantik Okyanusu’na ulaşabileceklerinden neredeyse hiç şüphe duymadılar. Zamanla korku, dikkatli bir alışkanlık haline geldi. Orman artık tanıdık bir yaşam alanıydı. Kamp ateşinin etrafında geçen sessiz akşamlar, dışarıdan bakıldığında korkutucu görünen bu coğrafyada onların en huzurlu anlarına dönüştü.
Stafford, yürüyüşü sırasında kutanöz leishmaniasis (şark çıbanı) adlı ciddi bir cilt hastalığına yakalandı

Ayrıca bir sinek larvasının kafatasından çıkarılması gerekti. Sanchez ise pala kullanırken ağır bir kesik aldı. Ancak tüm bu dramatik olaylara rağmen ikiliye göre asıl zorlayıcı olanlar bunlar değildi.
En büyük yıpranma, sürekli taşınan ağır çanta, sınırlı yiyecek seçenekleri, bitmeyen sivrisinek ısırıkları ve her adımda bacaklara takılan dikenlerdi. Kısa bir doğa yürüyüşünde pek de fark edilmeyecek olan bu küçük rahatsızlıklar, aylar geçtikçe ciddi bir sınav haline dönüyordu. Stafford’a göre gerçek dayanıklılık, bu sıradan ama bitmek bilmeyen zorluklara rağmen yürümeye devam edebilmekle ölçülüyordu.
İlginizi çekebilir:
Yakın Zamanda Keşfedilen Amazon Resifi’nin Etkileyici Hikayesi
Yolculuğun son günleri, başlangıcı kadar zorlayıcıydı. Stafford, bir pazar sabahı yorgunluktan yol kenarına yığıldı. Yine de ertesi gün İngiltere’ye döneceği uçağa yetişeceğinden emindi

Brezilya’nın kuzeydoğusundan yazdığı son notlarında, yalnızca üç saat uyuduktan sonra kendini daha iyi hissettiğini ve kalan 85 kilometreyi gece boyunca yürümeyi planladığını belirtti. Bazı günler, 15 saatten fazla durmaksızın yürüdüler. Bazen 55 kilometreyi bir günde kat ettikleri anlar oldu. Bu tempoda vücudun tepkileri kaçınılmazdı, ancak her yeni nokta motivasyonu artırıyordu. Yolculuk sona erdiğinde, hayallerinin de değiştiğini fark etti. Amazon’u kurtarma çabasının bu yürüyüşle bitmeyeceğinin altını çizdi. Hayatının geri kalanını bu bölgeyle ilgili projelere adamaya karar verdi. Yolda tanıştığı insanların hikayelerini, Amazon’daki yaşamı ve ormanın sesini dünyaya duyurmayı amaçladı.
İngiltere’ye döndüğünde onu bekleyen küçük ama anlamlı mutluluklar vardı. İlk isteği soğuk bir bira içmekti. Yol arkadaşı Sanchez ise taze bir süt içme hayalleri kuruyordu. Stafford’ın annesi Barbara, oğlunu en sevdiği yemek olan çoban böreğiyle karşılamaya hazırlanıyordu. İki yıl süren bu yürüyüşün sonunda, belki de en anlamlı anlar, tam da bu sade beklentilerdi.
İlginizi çekebilir:
Kaynak: 1