Hayatta Başarısız Olmanın 3 Temel Kuralı

Her birey, yaşına, meslek grubuna ve cinsiyetine bakılmaksızın başarıyı arzulamaktadır. Bir çocuğu ele alalım; legoları birleştirip kale yapmaya çalışıyor. Kale yıkıldığında yeniden deniyor, sürekli uğraşıyor. Birkaç başarısız denemenin ardından başarıya ulaştığında gözlerindeki mutluluğu görmek imkânsız değil; belki de birkaç saniye sonra tekrar yıkılacak olsa bile. Başarısız olduğu anlarda genellikle sinirlenir, üzülür ve özgüvenini kaybederek legoları fırlatıp köşeye çekilebilir. Çünkü başarısız olmuştur. Yaptığımız şey ister üzümlü kek, ister bilimsel bir proje olsun, başarısızlığı kolayca kabullenen ve “ziyanı yok” diyen insan sayısı oldukça azdır. Başarı, tatmin olmaktan çok daha fazlasıdır. Başarı, para kazanmak, çevre edinmek ve saygı görmektir. En önemlisi de, başarılı olmak mutluluğu yakalamaktır ya da en azından böyle hissetmektir.

Peki, başarılı olmak için neye ihtiyaç var? Mükemmel genlere, yüksek bir IQ’ya ya da iyi bir yaşam koçuna mı? Aslında soruya “başarı nedir?” diyerek başlamak daha isabetli olur. Mesela, iyi bir işe sahip olan ve istediği an Karayip Adaları’na uçak bileti alabilen bir kişi başarılı mı? Eğer hayatından beklentisi buysa başka ne söylenebilir ki… Ayrıca, insan kendisini aşırı yıpratmadan, tonlarca yük altında ezilmeden ve 7/24 çalışmak zorunda kalmadan başarılı olamayacak bir kapasiteye sahip midir?

Muazzam yeteneklerle donatılmış olan insan, hayatta başarılı olmak ve keyif almak için yaratılmıştır. Hiçbir insan doğuştan tüm duyularını kaybetmiş midir? Kivinin tadını, gülün kokusunu alamaz mı? Rüzgârı hissetmeden, konuşmadan ve bir kuşun cıvıltısını duymadan yaşayabilir mi? Aynı zamanda yürüyemeyip konuşulanları anlayamayan birisi var mı? Tüm bu eksikliklerin toplandığı bir insana rastladınız mı? Zaman zaman dil öğrenme yeteneğimizin olmaması, gitar çalamamak veya güzel yemek yapamamak gibi şeylerden şikayet ederiz. Ancak bu eksiklikler, aslında son derece önemsizdir. İnsan, eksikliklerini fark ederse başka alanlara yönelip başarılı olabileceği meslekleri seçebilir. Böylece, eksiklikler bile yönlendirici olabilir; bize hangi yoldan gideceğimizi gösteren birer işaret görevi görebilir.

Hayatta başarıya erişmek bu kadar kolayken, neden çoğumuz kendimizi yolda uzun molalar vermiş, sorunlarla boğuşmaktan yorgun düşmüş ve sonuçta hedeflerimize ulaşamamış halde buluyoruz? Belki de bu yüzden çaba gösteriyoruz. Başarısız olmanın yollarını teker teker denemek, eğer bunlar bizim üzerinde büyük bir yıkıma yol açmamışsa, Edison misali 99 yanlış denemeden sonra 100. denemede başarıya ulaşabilir miyiz? Bu biraz abartı mı? O kadar da yanlış mı yaparız? Peki, hayatın başarısızlıkla dolu altın kuralları nelerdir?

1. Kendinden Bihaber Olmak

Yeteneklerini fark etmemek için yoğun çaba sarf edenler, günlerini yemek yeme ve bilgisayar oyunları oynamakla geçirenler, hobilerini sadece kitap okumak ve müzik dinlemekle sınırlı görenler, başarısızlığın ilk altın kuralını harfiyen uygulayanlardır. Birçok ailenin bu konuda çocuklarına nasıl yardım ettiğini görmek de mümkündür. Üç çocuğundan da matematikte yüksek performans uman bir aile, çocuklarının doktor veya mühendis olmalarını bekleyerek, onların hayatta başarılı olabilecekleri algısını taşımalarında büyük rol oynamış olur. Başarılı olmak, sadece doktor olmak mıdır? Çocuğunuz büyük bir çizim yeteneğine sahipse ve ileride bir botanikçi olup bitki çizimleri yapmayı düşünüyorsa? Çocuklarınızın yeteneklerini anlamak için “Neleri seversin?” gibi sorular sormak her zaman etkili olmayabilir. Bir erkek çocuğundan futbol, bir kız çocuğundan ise resim veya müzik yanıtlarını almak oldukça doğaldır. Kendini tanımanın bu kadar basit olmadığını unutmamak lâzım. Aynı zamanda, bu yazıyı okuyanların “ama ailem benim yeteneklerimi hiç fark etmedi” dediklerini de duyar gibiyim. İşte bu, bize ikinci altın kuralı sunar: Başkalarını suçlamak.

2. Başkalarını Suçlamak

“İyi bir eğitim alamadım”, “Sermayem yoktu” veya “Bana hiç fırsat verilmedi” diyenler buradaysanız, en az birinci altın kuralı uygulayanlar kadar doğru yolda ilerliyorsunuz demektir. Başkalarını suçlamak ve onlardan sıyrılmak, en kolay kaçış yoludur. “Bunu ben yapmadım, ailemin yüzünden, patronum yüzünden, eşim yüzünden…” Bu cümlelerden en az birini hayatında kurmamış olan neredeyse yoktur. Başkalarını suçlamak en kolay kaçış yoludur, peki hayatımız tamamen bizim kontrolümüzde mi? Elbette değildir. Bir yazı boyunca söylediğim bu. Her şeyi kontrol edemeyiz. Yaşadığımız yeri biz seçmedik, ama bir insan küçücük bir kasabada doğmuş olsa bile, tek bir karar ile hayatında büyük bir dönüm noktasına erişebilir. Hayatının geri kalanını ailesini ve yaşadığı şehri suçlayarak geçirmek yerine, “Bu benim kararımdı, Allah yardım etti ve işte şimdi buradayım” diyebilir. Bazen risk almak gerekir.

3. Kendini Suçlamak ve Suçluluk Duymak

Yapılan gözlemlerimi dikkate alarak insanları iki gruba ayırıyorum: Başkalarını suçlayanlar ve kendilerini suçlayanlar. Genelde başkalarını suçlayanlar işleri kolayına kaçanlar olup, kendilerini suçlayanlar ise toplumda daha az kabul görürler. Hatta kendilerini suçlayanlar, çoğunlukla alkış alır. Ancak bu tehlikeli olabilir. Bir kazık yediğinizde kendinizi suçlamaktan uzak durun. Kendinizi aşağıya çekmeyin; kötü bir davranışla karşılaşınca “Bu benim hatamdı” derseniz, o kişi o hareket üzere devam eder ve üzerinize daha fazla gelecektir. Bu durumda iyi insan olmak değil, saf kalmak olursunuz. Suçluluk duygusu bazen gereklidir ama aşırıya kaçanlar için hareket etmelerini engelleyebilir. Unutmayın ki hepimiz hata yaparız. Başkalarının hatalarını küçümseyip kendi hatalarınızı abartırsanız, sağlıklı kararlar alıp hayatınıza devam edemezsiniz.

Sonuç olarak, hayat bir yolculuktur. Bazen inişler çıkışlar yaşarız. Başkaları gibi hatalar yaparız. Bazen kendimize çok yükleniriz, bazen de kendimizi haksız yere suçlarız. Ama bazı fırsatları kaçırmış olsak da, toparlanmak ve yolu biraz uzatarak hedeflerimize ulaşmak bizim elimizde. Hayatta başarısızlık, bir sanattır. Çok da sanatsal bir ruh taşımıyor olsak bile bu geçerlidir.

Benzer Yazılar

  • 4 Mar, 2026
Hosteller kalabalık ve rutubetli algısıyla bilinse de, bazıları eşsiz deneyimler sunuyor. Budapeşte’nin Lavender Circus’u veya Karosta’daki Prison Hostel...
  • 3 Mar, 2026
Dünyada bir çılgınlık var! Pokemon Go, artırılmış gerçeklik ile tasarlanmış mobil oyun olarak oyuncuları hareket etmeye ve sosyalleşmeye...
  • 2 Mar, 2026
Cadılar, geçmişte erkek mesleği kabul edilen birçok alanda yer alıyor. Ancak, yönetim kademelerinde erkeklerin sayısı hala daha fazla....
  • 2 Mar, 2026
Stres ve kalabalıktan kaçış hayalinizi gerçekleştirin! Dünyanın en tehlikeli yollarında macera dolu anlar sizi bekliyor. Güzellikleri görün, yolları...