Bu Yolculuk Hayatımı Tüm Yönleriyle Dönüştürdü

Jason Goodwin ve Osmanlı İstanbul’unda geçen çok satan polisiye romanları hakkında daha önce duymuş olabilirsiniz. II. Mahmut dönemine ait ve hadım dedektif Yaşim’in serüvenlerini anlatan Yeniçeri Ağacı, geçtiğimiz ay Türkiye’deki kitapçılarda satışa sunulmuş ve büyük ilgi görmüştü. Ancak bu sefer, İngiliz yazarın hayatını köklü bir şekilde değiştiren farklı bir hikayeden bahsedeceğiz.

İyihisset: Polonya’dan İstanbul’a yaptığınız ilginç yürüyüş serüveninden bahsedin. Bu yürüyüşün amacı neydi? Nasıl planladınız?

Jason Goodwin: O yıl 1990’dı. Gençtim ve kırsal alanlarda bir gezgin gibi dolaşmak, samanlıklarda uyumak istemiştim. Doğu Avrupa’daki komünist rejimlerin çöküşü ile birlikte, bu bölge artık seyahat edilebilir hale gelmişti. Gençliğimde bu bölgelerde seyahat etmek neredeyse yasaktı. Yürüyüş botlarımızı ve Polonya’ya giden gemi biletlerimizi aldık ve yola çıktık.

İstanbul’a varan bu yolculuk hayatınızda nasıl bir değişim yarattı? Şehre aşık olup, ona kitaplar yazmaya başladınız. Bu yolculuk hayatınızı nasıl etkiledi?

Bu yolculuk her yönüyle hayatımı değiştirdi ve olumlu yönde etkilerle doluydu. Bir kız, bir de erkek arkadaşım vardı; o erkek arkadaş yolculuğun yarısında ayrıldı, kız olan ise ileride eşim oldu.

Bu yürüyüş, bizi Avrupa’nın pek de bilmediğimiz bir köşesine götürdü. Osmanlılar hakkında bazı bilgilerim vardı ama bölgedeki etkilerini bilmezdim. Macaristan’a vardığımızda, İstanbul ve Bizans İmparatorluğu’ndan izler gördük. Bu izler, kahve ve kumaş gibi küçük şeylerden mimariye kadar her yerde mevcuttu. Anladım ki; bir yerin tarihini öğrenmeden orayı gerçekten anlamak mümkün değil. Sonuç olarak, Lords of Horizons adında bir tarih kitabı yazdım ve ardından en sevdiğim şehir olan İstanbul’da geçen bir polisiye serisi oluşturdu.

90’lı yıllarda yürüyerek Doğu Avrupa’da olmak nasıldı? Geceleri nerelerde konakladınız? Kimlerle tanıştınız?

Yolculuğumun birçok anısı hala aklımda canlı. Özellikle Güney Polonya ve Transilvanya’nın her yanında, zaman sanki 200 yıl geride kalmış gibiydi. Orman yollarında patikalarda kaybolarak yürüdük. Bazı yerler otomobil yoluydu ama otomobil geçişi çok nadirdi. Yanımızda çadır yoktu ve altı ay boyunca bu şekilde yürüdük. Gittiğimiz köylerde rastgele evlerin kapısını çalıp kalacak yer olup olmadığını sorduk. Türkiye’ye varmadan önce beş ülkeden geçtik: Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan. Her akşam farklı bir evde konakladık. Kimse bizi geri çevirmedi. Bazı akşamlar ineklerin yanında ahırda yatmak zorunda kaldık, bazı akşamlar ise cömert köylülerin evinde sofra kuruldu ve hiçbir ödeme kabul edilmedi. Her yerde gördüğümüz bu misafirperverlik bizi oldukça şaşırttı.

Güvende hissedebildiniz mi?

En büyük kaygımız, bir çoban köpeğinin saldırısına uğramaktı.

Bu yolculuğun sizi en çok şaşırtan yönü neydi?

Bir yandan insanlar çok cömertken, diğer yandan sürekli tehlikelerden bahsediyorlardı. Yani, bulundukları yerlerdeki herkes iyi ve güvenilirken, diğer yerlerin başından geçerken dikkatli olmamız gerektiği söyleniyordu. Başlarda bu ikilem bizi rahatsız etti, zamanla bunun sosyal bir davranış biçimi olduğunu kavradık ve rahatladık.

İstanbul’a varmadan önce şehirle ilgili düşünceleriniz nasıldı?

İstanbul her zaman hayalini kurduğum bir şehirdi. Cambridge Üniversitesi’nde Bizans Tarihi eğitimi aldım, bu süre zarfında çok sayıda fotoğraf gördüm ve İrlandalı şair WB Yeats’in gözünden hayal ettim. Dolayısıyla, bende oldukça romantik bir İstanbul imgesi oluşmuştu. Kubbeler, minareler, deniz, selvi ağaçları… Sonunda şehre vardığımda hiçbir hayal kırıklığına uğramadım. Her şey hayalimdeki gibiydi.

Seyahatinizden sonra bir kitap yazdınız. Bu yolculuğu tekrar yapmayı ve yazmayı düşündünüz mü hiç?

Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz. Bu deneyimi tekrar yaşamaya kalksam bile oldukça riskli bir durum olurdu. Çünkü çok şey değişti, bizler de değiştik. Şehirleşmemiş Avrupa’nın yok olmadan önceki halini görebilen son insanlardan biri olduğuma inanmak istiyorum. O küçük alanlarda kendi kendine yetebilen toplumların yaşamlarına dair çok az şey biliyoruz. Artık bu dünyayı yalnızca televizyonda ya da sinemada görebilme durumundayız.

Aile büyükleriniz de farklı kültürlere ilgi duymuş olmalı. Büyükannenizden biri Çin’de, diğeri Hindistan’da yaşamış ve siz de yıllar sonra bu ülkelerle ilgili bir gezi kitabı yazmışsınız. Bu yolculuk, onların izinden mi gidiyor?
Kesinlikle. Annem ve babam küçükken ayrıldı, bu süreçte her iki büyükannemin de养育de büyük katkısı oldu. Biri hayatının çoğunu Çin’de geçirirken, diğeri Hindistan’daydı. Evlerindeki eşyalar, hatta içtikleri çay bile bu kültürleri yansıtan unsurlarla doluydu. Küçük yaşlardan itibaren bu ülkeler benim için hem tanıdık hem de uzak yerlerdi. Büyüyüp seyahat etmeye başladığımda, masallarını dinlediğim bu yerleri keşfetmek için yollara düştüm.

Benzer Yazılar

  • 4 Mar, 2026
Hosteller kalabalık ve rutubetli algısıyla bilinse de, bazıları eşsiz deneyimler sunuyor. Budapeşte’nin Lavender Circus’u veya Karosta’daki Prison Hostel...
  • 3 Mar, 2026
Dünyada bir çılgınlık var! Pokemon Go, artırılmış gerçeklik ile tasarlanmış mobil oyun olarak oyuncuları hareket etmeye ve sosyalleşmeye...
  • 2 Mar, 2026
Cadılar, geçmişte erkek mesleği kabul edilen birçok alanda yer alıyor. Ancak, yönetim kademelerinde erkeklerin sayısı hala daha fazla....
  • 2 Mar, 2026
Stres ve kalabalıktan kaçış hayalinizi gerçekleştirin! Dünyanın en tehlikeli yollarında macera dolu anlar sizi bekliyor. Güzellikleri görün, yolları...